TGSD’den Cumhurbaşkanlığına mektup: “Yeniden Sanayileşme Çağrısı”

GüncelTGSD’den Cumhurbaşkanlığına mektup: “Yeniden Sanayileşme Çağrısı”

- Haber Sponsoru -

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel’e ilettiği 24 Temmuz tarihli “Yeniden Sanayileşme Çağrısı” başlıklı mektupta, sektörün yapısal dönüşümüne, küresel rekabet koşullarına ve Türkiye’nin sanayileşme vizyonuna ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

30 Temmuz’da kamuoyu ile paylaşılan ve TGSD Yönetim Kurulu Müşterek Başkanları Ümit Özüren ve Toygar Narbay imzasını taşıyan mektup, “sektöre yönelik bir talepten öte; Türkiye’nin üretim gücünü, ihracat kapasitesini ve sanayi ekosistemini geleceğe taşıyacak bütüncül bir sanayi politikası çağrısı” olarak nitelendirildi.

Türkiye’de sanayisizleşmenin bir iktisat meselesi olmanın ötesinde ülkenin akıbetine ilişkin öneminin de vurgulandığı mektubun girişinde “ülke sanayisinin yarınları için bir tespit, bir fikir ve bir gönül katkısı” ifadeleri yer aldı.

Bir Türk atasözü olan “Göz odur ki dağın arkasını göre; akıl odur ki başa geleceği bile” sözünü metnin pusulası olarak belirleyen TGSD; “Gözümüzle dağın arkasını gördük; aklımızla başa geleceği hesapladık. Şimdi ikisini de en içten niyetle, devletimizle paylaşıyoruz” diyerek değerlendirmelerini sıraladı.

“Elli yılda inşa edilen rekabet gücü üç yılda buharlaşmaz”

İlk olarak sektörün rekabetçiliğini kaybetmiş, kabiliyetini bir anda yitirmiş bir sektör olmadığının altını çizen TGSD, 2015-2022 döneminde küresel hazır giyim ihracatından istikrarlı olarak ortalama %3,5 pay aldığını, 2021’de ise %3,7 ile dünyanın altıncı büyük hazır giyim ihracatçısı, dördüncü büyük hazır giyim üreticisi olduğunu hatırlattı. Aynı fabrikalar, aynı ustalar, aynı müşteri ilişkileriyle 2025’te bu pay, 35 yıl sonra ilk kez %3’ün altına indiği belirtilirken “Elli yılda inşa edilen rekabet gücü üç yılda buharlaşmaz” denildi.

“2022’deki zirve seviyesinden sonra; 2023’te daralan, ancak 2024 ve 2025’te hızla büyüyen dünya hazır giyim ihracatının içerisinde; ihracatı gerileyen tek büyük üretici maalesef Türk hazır giyim sanayii olmuştur” diyen TGSD, aynı kırılmanın Türkiye’nin mal ihracatının milli gelire oranında da görüldüğünü belirtti.

2022-2025 yılları arasında hazır giyim ve tekstil sanayisinde yaklaşık 377 bin kişinin işini kaybettiği, 9 bin 936 firmanın kapandığı; bazı büyük üreticilerin Mısır’a, siparişlerin ise Bangladeş’e, Uzak Asya’ya taşınmaya başladığı aktarıldı.

TGSD: "2022’deki zirve seviyesinden sonra; 2023’te daralan, ancak 2024 ve 2025’te hızla büyüyen dünya hazır giyim ihracatının içerisinde; ihracatı gerileyen tek büyük üretici maalesef Türk hazır giyim sanayii olmuştur”   Görsel Kaynak: Canva
TGSD: “2022’deki zirve seviyesinden sonra; 2023’te daralan, ancak 2024 ve 2025’te hızla büyüyen dünya hazır giyim ihracatının içerisinde; ihracatı gerileyen tek büyük üretici maalesef Türk hazır giyim sanayii olmuştur” Görsel Kaynak: Canva

“Büyümeyi sanayiden değil, hizmet ve tüketimden bekliyor”

TGSD Orta Vadeli programa ilişkin görüşlerini ise şu sözlerle açıkladı: “Hedeflerine bütünüyle saygı duyduğumuz Orta Vadeli Program dahi, kendi büyüme kompozisyon grafiklerinin de gösterdiği gibi, büyümeyi sanayiden değil, hizmet ve tüketimden beklemekte; program ufku olan 2028 yılında mal ihracatının milli gelir içindeki payını %16,4 olarak hedeflemiştir. 2022’de %27,1 olan seviyenin, 2028’de %16,4 olarak hedeflenmesi hiçbir kurumun tercihi değildir; ama mevcut patika sürdüğünde vardığı yerin adı bellidir: İstemeden de olsa, ‘sanayisizleşme’dir.”

Bu noktada Avrupa’nın “sanayisizleşme hatasını” hatırlatan TGSD, bunu tarihin en büyük hatası olarak nitelendirdi. Alttaki ekosistem yok olduğu takdirde yüksek teknolojinin de gelişemeyeceğini savunarak, stratejisini düşük-orta teknolojiyi koruyarak üzerine yüksek teknolojiyi inşa eden Çin örneğini verdi.

Bugünkü sorunun üretimi kaybetmek değil onu koruyamamak olduğunun altı çizilirken; “Elimizde dünyanın Çin’den sonra en bütünleşik ikinci tedarik zinciri ve 10 milyar dolarlık atıl sermaye varken, bu potansiyeli harcama lüksümüz yoktur” denildi.

Dernek, “Avrupa’nın sanayisini hâlâ elinde tutan son büyük üretici komşusuyuz. Bu bir zaaf değil; masaya sürülmeyi bekleyen bir kozdur” ifadeleriyle yeniden sanayileşme çağrısını, Türkiye’nin geleceğine yönelik stratejik bir vizyon olarak ortaya koydu.

“Dezenflasyon programında mantık doğru, uygulamadaki sonuç yanlış”

TGSD, dezenflasyon programına ilişkin değerlendirmesinde ise dikkat çekici bir ayrım yapıyor. Programın iktisadi mantığının doğru olduğu ve dernek olarak da “enflasyonla mücadelenin tüketimi dizginleyip üretimi güçlendirme” mantığını desteklediğini belirtirken, uygulamada amacın tam tersine döndüğüne dikkat çekti.

“2020’den bugüne tüketici fiyatları yaklaşık dokuz kat, ücretler on bir kat, finansman dört buçuk kat ve döviz kuru ise beş buçuk – altı kat artmıştır” diyen dernek, sonuç olarak ücretlerdeki bu tarihi artışın çalışana refah getirmediği gibi işverenin de rekabeti kaybetmesine sebep olduğunu belirtti.

Bu nedenle ortaya bir “çifte kayıp” çıktığı aktarılırken, bu denklemin tek kazananının ise “hiç amaçlanmamış olsa da ithalat yapan ve faiz geliri elde edenler” olduğu ifade edildi.

TGSD: “Avrupa'nın sanayisini hâlâ elinde tutan son büyük üretici komşusuyuz. Bu bir zaaf değil; masaya sürülmeyi bekleyen bir kozdur”   Görsel Kaynak: BOSB
TGSD: “Avrupa’nın sanayisini hâlâ elinde tutan son büyük üretici komşusuyuz. Bu bir zaaf değil; masaya sürülmeyi bekleyen bir kozdur” Görsel Kaynak: BOSB

“Bir kuşağın üretmek istememesi bir milli güvenlik sorunudur”

Ekonomik değerlendirmelerin yanı sıra toplumsal mesajlar da içeren mektupta, üretim kültürünün korunmasına özel vurgu yapıldı. TGSD, çalışma hayatına ve üretime yönelik bakışın değişmesinin uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğini belirterek, “Bir kuşağın üretmek istememesi bir milli güvenlik sorunudur” değerlendirmesinde bulundu.

Son dönemde suç dosyalarındaki artışa dikkat çeken TGSD şu bilgileri paylaştı: “Üretim dururken, alın terinin yerini emeksiz kazanç arayışı almış; izleri adalet istatistiklerine düşmüştür. Başsavcılıklara gelen yıllık dosya sayısı 7,2 milyondan 11,7 milyona tırmanmış; yalnızca son bir yılda dolandırıcılık dosyaları %41, uyuşturucu suçları %21-33 artmıştır. Aileden adliyeye uzanan bu çözülme, bir üretim ahlakı çözülmesidir ve üretim ahlakını kaybeden bir toplum, üretim kapasitesinden çok daha fazlasını kaybeder.”

“Yapay zekâ çağında kimse güvende değil”

TGSD, mektubunda geleceğin ekonomisine ilişkin değerlendirmelere de yer verdi. Yapay zekanın önümüzdeki on yılda en hızlı tahribatı çağrı merkezlerinde, lojistikte, finans ve bankacılıkta, ofis işlerinde yaratmasının beklendiğini söyleyerek, bugün büyümeyi tek başına taşıyan hizmet sektörünün, yarının en kırılgan alanı olduğuna dikkat çekti. Bu dalga karşısında tek gerçek sigortanın ise sanayi becerisini bugünden inşa etmek olduğu belirtildi.

“Oklar vardı, ıslıklı ok yoktu”

Bugün sektöre sunulan 86 “ayrı” desteğin, tek tek emek ürünü olduğunu ve her birine müteşekkir olduğunu belirten dernek “ayrı” kelimesine özel bir vurgu yaptı. Bu bağlamda milattan önce 209’da kurulan ve tarihin bilinen ilk düzenli Türk ordusuna atıfta bulunan TGSD, kuruluş aşamasında geliştirilen çözüme işaret etti:

“Çözülen mesele bugünkü meselemizin ta kendisiydi: Ok çoktu; ama herkes ayrı yöne atıyordu. Mete Han’ın dehası, orduya yeni oklar vermek olmadı, ıslık çalan bir ok geliştirmek oldu. O ok nereye giderse, bütün yaylar oraya çevrildi. Dağınık yiğitlik, o gün tek hedefe kilitlenen bir kudrete dönüştü; “şimdi ordu olduk” sözü, o günden bugüne devlet aklımızın çekirdeğidir: Hedef birliği, gücün kaynağıdır.”

Bu hikâye ile farklı kurumlarda, farklı mantıklarla, birbirinden habersiz işleyen yardımların birlikte bir dönüşüm üretemediğine dikkat çeken dernek; “Bu tespiti üzülerek ama açıklıkla paylaşıyoruz çünkü görülmeden düzeltilemez: Oklar vardı; ıslıklı ok yoktu” ifadelerini kullandı.

Aynı bölümde yer verilen, “Elli tane bir metrelik kuyudan su çıkmaz; bir tane elli metrelik kuyudan su çıkar” benzetmesiyle de kaynakların ve politikaların daha odaklı kullanılmasının önemine dikkat çekiliyor.

Son olarak bu raporun teşvik istemek için yazılmadığının altı tekrar çizilirken; “Bu rapor; çocuklarımızın üreten bir ülkede yetişmesi, gençlerimizin alın terine yeniden inanması, yapay zekâ çağının işsizlik dalgası kıyıya vurduğunda bu milletin ayakta duracak bir sanayisinin olması için, yarınlarımız için yazıldı” ifadeleri kullanıldı.

Mektubun son paragrafında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerine yer verildi: “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybederler.”

Diğer haberlere göz atın

Yazarın diğer haberleri

Diğer etiketlere göz atın:

En çok okunan haberler