Avrupa Birliği’nin ambalaj atıklarının azaltılması ve döngüsel ekonomi hedeflerinin güçlendirilmesi amacıyla hazırladığı Ambalaj ve Ambalaj Atığı Tüzüğü (Packaging and Packaging Waste Regulation – PPWR), 12 Ağustos 2026 itibarıyla AB üyesi ülkelerde doğrudan uygulanmaya başlayacak.
AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu tarafından 19 Aralık 2024’te kabul edilen ve 22 Ocak 2025 tarihli AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanan düzenleme, ambalajlara ilişkin teknik, çevresel ve piyasa koşullarını AB genelinde tek çerçevede ele alıyor.
Direktiften tüzüğe geçiş: ne anlama geliyor?
PPWR, ambalaj alanındaki mevcut yasal çerçeveyi yeniden düzenlerken, 94/62/EC sayılı Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Direktifi’nin uygulamasını kademeli olarak sona erdiriyor. Bazı teknik hükümler ve geçiş düzenlemeleri 2028, 2029 ve 2030’a kadar uzanan kademeli takvimlerle yürürlüğe girecek.
AB mevzuatında direktifler, üye ülkeler tarafından ulusal hukuka aktarılması gereken düzenlemelerken; tüzükler, ek bir uyarlama gerektirmeden tüm üye ülkelerde doğrudan uygulanıyor. PPWR de bu yönüyle, ambalajlara ilişkin kuralların üye ülkeler arasında daha bütüncül biçimde uygulanmasını sağlayacak.
Tüzük AB pazarına sunulan tüm ambalajları kapsıyor
Tüzük, AB pazarında yer alacak tüm ambalajlar için geçerli olup, yalnızca AB içinde üretilenleri değil; ithal edilen ambalajları da içeriyor. Dolayısıyla PPWR, AB’ye ihracat yapan diğer ülke firmaları açısından da doğrudan etkiler yaratıyor.
Ürünün kendisinden bağımsız olarak, ambalajın tüzükte belirlenen kriterlere uygunluğu, AB pazarına erişimin ön koşullarından biri haline geliyor.

PPWR kapsamında ambalajlar nasıl değerlendirilecek?
Tüzük, ambalajlarda geri dönüştürülebilirliği aşamalı bir sistemle ele alıyor.
1 Ocak 2030’dan itibaren, AB pazarına sunulan ambalajların “geri dönüşüm için tasarlanmış” olması zorunlu hale gelecek.
2035 sonrasında ise yalnızca tasarım kriterleri yeterli sayılmayacak; ambalajın, AB’de kurulu altyapılarda fiilen ve endüstriyel ölçekte geri dönüştürülebiliyor olması da değerlendirmeye alınacak.
Bu kapsamda ambalajlar, geri dönüştürülebilirlik performanslarına göre A, B ve C sınıflarına ayrılacak. C sınıfının altındaki ambalajlar, teknik olarak geri dönüştürülemez kabul edilecek ve AB pazarına arzı kısıtlanacak.
Bu sınıflandırma 2030 itibarıyla tasarım kriterlerine, 2035 itibarıyla ise tasarım ve fiili geri dönüşüm performansına dayanacak.
1 Ocak 2038’den itibaren ise AB pazarına sunulan ambalajların en az B sınıfında olması gerekecek.
PPWR, yalnızca “geri dönüştürülebilir şekilde tasarlanmış” ambalajların varlığını yeterli görmüyor. Düzenleme, geri dönüşümün pratikte ve ölçekli biçimde gerçekleştiğini kanıtlayan bir yaklaşım benimsiyor.
Bu doğrultuda AB Komisyonu, geri dönüşüm için tasarım değerlendirmesi, izlenebilirlik (chain of custody) ve fiilen geri dönüştürülen malzeme miktarlarının ölçümüne ilişkin ortak metodolojiler belirleyecek.
2030 yılı itibarıyla, izleme amacıyla üye ülkelerden, ambalaj kategorilerine göre geri dönüştürülen ambalaj atığı miktarlarına ilişkin ilk verileri raporlamaları bekleniyor.
Tekstil ambalajlar: teknik muafiyet, mali sorumluluk devam
PPWR’ye göre, tekstil, ahşap, mantar, kauçuk, seramik ve porselen gibi malzemelerden üretilen ve AB pazarında çok düşük hacme sahip ambalajlar, geri dönüştürülebilirlik teknik kriterlerinden muaf tutuluyor.
Ancak bu muafiyet, Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (EPR) kapsamındaki finansal yükümlülükleri ortadan kaldırmıyor. Diğer bir ifadeyle, bu tür ambalajlar teknik sınıflandırma dışında kalsa da üretici sorumluluğu sistemi içinde kalmaya devam ediyor.
Türk ihracatçılar açısından ne anlama geliyor?
PPWR, Türkiye’den AB’ye ihracat yapan firmalar için ürün ambalajlarını yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.
Özellikle bazı noktalar ihracat süreçlerinin ayrılmaz parçası haline geliyor:
- Ambalaj tasarımının mevzuattaki kriterlerine uygunluğu,
- Kullanılan malzemelerin geri dönüştürülebilirliği,
- Tedarik zincirinde izlenebilirlik ve belgelendirme,
- EPR kapsamında doğabilecek mali yükümlülükler,
Tüzüğün doğrudan uygulanacak olması, uyum takvimini üye ülkelerden bağımsız hale getirirken, ihracatçılar için ambalaj stratejilerinin şimdiden gözden geçirilmesini gerekli kılıyor.